Yaşasın 8 Mart! Yaşasın Özgürlük Mücadelemiz!

07.03.2022

 

New York’ta tekstil fabrikasında çalışan 40 bin kadının, eşit işe eşit ücret ve insanca çalışma koşulları talebi ile 1857 yılında başlattıkları grev, erkek patronların, sermayenin, polisin ve devletin saldırıları sonucunda 129 işçi kadının ölümü ile sonuçlanmıştır. O tarihten bugüne 165 yıldır her 8 Mart günü kadınlar ve LGBTİ+’lar erkek egemenliğine, savaşa, toplumsal cinsiyet eşitsizliğin yarattığı her türlü baskıya, şiddete ve sömürüye karşı sokaklarda, alanlarda birlikte el ele ortak sesle “Yaşasın Kadın Özgürlük Mücadelemiz” diye haykırıyor.

Türkiye’de 2021 yılında en az 350 kadın erkekler tarafından katledildi, en az 213 kadının ölümü basına "şüpheli" olarak yansıdı, en az 34 çocuk öldürüldü ve sayısız kadın fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kaldı.  Sadece bir yıl içinde yaşananlar, erkek şiddetinin geldiği boyutları ortaya koymak için yeterlidir. Erkekler kadına yönelik her türlü istismar ve şiddeti uygularken, erkek yargı da erkekleri korumak ve kollamak için elinden geleni yapmış, tüm evrensel hukuk kurallarını hiçe saymıştır. Ama biz kadınlar biliyoruz ki, yukarıda yazılanlar bizim için birer rakam değildir. Bu rakamların arkasında bizlerin kız kardeşi, annesi, komşusu, yoldaşı, arkadaşı var.

Bir yıl içinde kadınlar katledilirken, erkek devlet şiddetini önlemekle yükümlü olan iktidar, 20 Mart 2021 yılında İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiğini duyurdu. Bununla da yetinmeyip, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Kanun’a sahip çıkan, mücadeleyle kazanılmış olan haklarını isteyen ve adaletsizliklere karşı çıkan tüm kadınları “terörist” ilan etti. Önemle vurgulamak isteriz ki, İstanbul Sözleşmesi bizlerin tarihsel mücadelesi ile var oldu ve biz bu tarihin koruyucusu, savunucusu olmaya devam ediyoruz, edeceğiz. İstanbul Sözleşmesinden vazgeçmedik vazgeçmeyeceğiz.

COVID-19 salgını ile birlikte evde kalmanın kadınlar, çocuklar, LGBTİ+’lar için yarattığı şiddet sarmalı ve ev içi emek sömürüsü daha da artmış, kayıtsız ve güvencesiz ekonominin başat kaynağı olan kadın işçi ve emekçiler bu süreçte ilk işten çıkarılanlar olmuştur. Kadın yoksulluğu ve yoksunluğu derinleşirken, erkek egemen sistem kadını eve hapsederek, makul kadın adı altında kadınların yaşamlarını gasp etmeye devam ediyor. Tüm bunları takiben, ‘erkeklerin mağduriyeti’ adı altında kadınların nafaka hakkı ellerinden alınmaya dönük yeni gündemler yaratılarak, yasa değişikliğine gidiliyor. Erkek egemen sistemin kutsal aile mefhumuyla kadınların boşanmalarının engellenmesi, aile kurumu içinde bedenlerinin, ruhlarının ve emeklerinin sömürülmesi için düzenlenen nafaka yasasını kabul etmiyoruz.

Erkekler kadınlara yönelik her türlü şiddeti uygularken ve erkek devlet tarafından korunurken, kadınlar ve LGBTİ+’lar “terörist” olarak yaftalanıyor, sırf siyaset yapmaktan, kadın özgürlük mücadelesinde yer almaktan, haksızlık ve hukuksuzluk karşısında direnmekten ötürü onlarca yıl cezalarla hapsediliyorlar. Erkek devlet şiddeti sadece dışarda değil hapishanelerde de devam ediyor. Hapishanelerdeki yüzlerce hasta tutsak, ATK’nin vermiş olduğu siyasi kararlar nedeniyle yaşamlarını yitiriyor. En son Aysel Tuğluk’a verilen cezaevinde kalabilir raporu ile başta kadın mücadelesi olmak üzere, direnen, mücadele eden herkese tecrit içinde tecrit uygulamaktadır. Yaşadığı şiddetin ve cinsel istismarın hedefi olan Garibe Gezer’in şüpheli olan intiharı bizlere tekrar göstermiştir ki, erkek devlet; kadınların yaşamları ve bedenleri üzerinden özel savaş politikaları uygulamaktadır. Garbi Gezer şahsında hapishanelerde yaşamını yitiren, tüm kadınları, mücadele arkadaşlarımızı sevgi ve minnetle anıyoruz.

Afganistan’da Taliban rejiminin yarattığı vahşi karanlığa karşı direnen tüm kadınlarla birlikteyiz.  Bu topraklarda kadın mücadelesini örgütlerken, direnirken kadın dayanışması sınır tanımaz diyor, Rojava’da da, Şengal’de de, İran’da da, Afganistan’da da ve dünyanın neresinde olursa olsun her yerde aynı bilinç ve duygudayız. Erkek egemenliğine ve onun saldırılarına karşı kız kardeşlerimizle birlikte mücadele etmeye devam ettik, etmeye devam edeceğiz.

AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın korumaları ve yakınlarının saldırısı sonucu eşi ve iki oğlunu yitiren, bir oğlu da haksızca tutuklu olan Emine Şenyaşar’ın direnişini ve adalet arayışını sahipleniyoruz. Biz 354 gündür direnişi süren Emine Şenyaşar’ın adalet sesi, 782 gündür aranan Gülistan Doku’nun aydınlık mücadelesi olmaya devam edeceğiz.

Erkek devlet sisteminin, iktidar varlığını sürdürebilmenin en önemli aracı milliyetçilik olmuştur. Farklı etnik kimliğe mensup halklar hedef olarak görülmüştür. Türkiye’de Kürt kadınların yürüttüğü adalet, barış ve hakkaniyet mücadelesi ve HDP'de faaliyet yürütmenin ağır bedelleri olmuştur. Deniz Poyraz; barış, özgürlük, eşitlik ve kadın mücadelesi içinde yer almış, emeği ile yaşama tutunmaya çalışmıştır... Deniz Poyraz vahşice erkek devlet tarafından faili belli eller tarafından öldürülmüştür. Denizin bıraktığı yerden kadın yoksulluğu, barış, hakkaniyet, kimlik mücadelesi ile 8 Mart' da Deniz Poyraz için sesimiz yükselecektir.

Halkların Demokratik Kongresi Kadın Meclisleri olarak her yıl olduğu gibi bu 8 Mart’ta da sokaklarda ve meydanlarda mücadele direncimizi ve kararlılığımızı, bitmeyen azmimizi ve isyanımızı yükseltiyor ve 8 Mart’ı kadın özgürlük ve eşitlik mücadelesinde hayatını kaybeden tüm kadınlara adıyoruz.

8 Mart’ta sokaklarda, “Umutsuzluğa kapılırsan bu kalabalığı hatırla” diyen kız kardeşlerimizle birlikte olacağız. Bir kez daha kalabalığın bir parçası olarak, onu yaratan ve tarihe notunu düşen kadınlar olarak direnişte ve mücadelede yerimizi alacağız. Alışın buradayız; gitmiyoruz, bitmiyoruz. Biz kazanacağız!

 

HDK Kadın Meclisleri

Ζήτω η 8η Μάρτη!

Կեցցէ՛ Մարտի 8

Viva el 8 de marso!

Long live march 8

Abri 8 (ut) Mart e!

Skudas 8 Marthi!

Biciwîyo 8'ê Adare!

Bijî 8'ê Adarê!

Yaşasın 8 Mart!