HDK Sağlık Kurultayı Sonuç Bildirgesi

HDK Sağlık Meclisi’nin ilk Sağlık Kurultayı, 8-9 Aralık 2018 tarihleri arasında “Kapitalizmin Kentlerine Alternatifimiz Var” temasıyla İstanbul’da düzenlendi. Kurultay’a İstanbul, Ankara, İzmir, Kocaeli, Samsun, Denizli, Mersin, Çanakkale, Tekirdağ, Şırnak, Diyarbakır, Urfa, Antep ve Bursa illerinden çoğunluğu genç, HDK aktivisti olan 100’ü aşkın sağlık emekçisi katıldı.

Kurultay, Aziz Yural, Eyüp Ergen ve Şehmus Dursun şahsında, toplumsal sağlığının birincil koşulu olan barış, eşitlik, özürlük, eşit, parasız, nitelikli, anadilinde sağlık hizmeti gibi ilkeler için mücadele ederken yaşamını yitiren sağlık emekçilerinin anılmasıyla başladı. Ardından, HDK Eş Sözcülerimiz Gülistan Kılıç-Koçyiğit ve Onur Hamzaoğlu’nun açılış konuşmalarıyla devam etti. Kurultay’ın programında da görüleceği gibi, iki gün boyunca dört anahtar sunum ve bunların sonrasında gerçekleştirilen “Sözümüz Var” bölümünlerinde katılımcıların “Kapitalizm, Kent ve Sağlık’’ ilişkisini ortaya koyan sözel-poster bildiriler sunulmuştur.  Her ne kadar Kurultay’a davette katılımcıların fotoğraf, resim, heykel, tasarım, seramik, kısa belgesel, kısa film, ses kaydı, pandomim ve kısa gösterilerle de katılabileceği belirtilmişse de bu gerçekleşememiştir. Gerek anahtar sunumların, gerekse sözlü-poster sunumların sonrasında katılımcıların aktif katılımı ile konular tartışılmıştır. Son oturumda, önümüzdeki dönem çalışmalarını yürütmek üzere Genel Sağlık Meclisi için otuzüç kişi adaylıklarını açıklamış ve Kurultay katılımcıları tarafından oy birliği ile  kabul edilmiştir. İki gün boyunca katılım ve katkılarıyla oturumlara güç katan tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz.

Kurultay’da yapılan sunum ve tartışmalarda öne çıkan konular ve yaklaşımlardan bazıları şunlardır;

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’nün sağlık tanımı, yaygın olarak kabul görüyor ve yıllardır sağlık alanı dışında da kullanılıyor olmasına karşın, statik, ölçülemeyen, toplumun sağlığı yerine bireyin sağlığını hedefleyen bir içeriğe sahiptir. Oysa, toplumun ve onu oluşturanların sağlıklı olma hali tek başına sağlık hizmetleri ile sağlanamamaktadır. Sağlıklı olmak için gerekli olan öğelere olan gereksinimin karşılanıyor olması bunun için birinci önceliktir. Bu nedenle, gerçek anlamda sağlıklı olma-sağlıklılık,  eşitlikçi üretim tarzını ve toplumsal yaşantıyı zorunlu kılmaktadır. Yanı sıra, doğanın varlığının ve durumunun insanın varlığı için belirleyiciliği ile toplumsal ilişkilerde patriarkanın aşılmasının gerekliliği de bu koşulun birinci öncelikleri arasında ele alınmalıdır. Söz konusu içerik, bir anı kesitsel olarak betimlemesinin ötesinde konunun tarihsel süreç içinde ele alınmasını gerekli hale getirmektedir. Toplumsal yaşantının bir parçası olarak, sağlıklı olma durumunun içeriği de dinamiktir. Bu nedenle sağlık, tanım-statik bir durum olarak ele alınmak yerine dinamik içeriğini de yansıtabilecek bir kavram olarak ele alınmalıdır. Bu bağlamda, sağlık tanımı yerine “sağlık kavramı”nı kullanmamız gerekmektedir. Öyle ki, söz konusu içerik, günümüz dünyası ve Türkiyesi’nde sağlıklılık için barış ve özgürlüğün de gerekli öğeler arasında yer almasını zorunlu kılmaktadır.

 

DSÖ, 2005 yılından itibaren giderek artan biçimde uluslararası düzeyde sağlık politikası, uygulaması ve ideolojisi olarak “sağlığın belirleyicileri”ni, “sağlığın sosyal belirleyicileri”ni  kullanmayı tercih etmektedir. Öyle ki bu belirleyiciler, sağlıktaki eşitsizliklerin ve genel olarak adaletsizliklerin temel nedeni ve bunlarla mücadele aracı olarak görülmektedir. Oysa, sağlığın sosyal belirleyicilerinde sağlığımızı etkileyen temel unsur olan mevcut üretim ilişkileri, üretim ilişkileri içindeki pozisyonumuz olan sınıf, eşitlik, barış gibi faktörler yer almamaktadır. Dolayısıyla, DSÖ’nün gıda güvenliği, konut, yoksulluk, işsizlik,  güvence, istihdam gibi faktörlerle açıkladığı bu belirleyiciler, özünde sağlıklılık ve sağlıksızlık durumumuzda nedensel bir ilişkiyi açıklayıcı bir değişken değil; etkileyen faktörler, ara nedenler ya da kolaylaştırıcı faktörlerden biridir.  DSÖ’nün bu belirleyicileri ele alarak sağlıksızlığa çözüm bulma yaklaşımı da aslında çözümsüzlüğün kendisidir. Böylesi bir yaklaşımla hâkim üretim tarzı olan kapitalizmi ve ona bağlı ortaya çıkan, sömürü, tahakküm ve eşitsizlikler görünmez kılınmak istenmektedir.

Sağlığı belirleyen unsurlara dair okumalarımızda kapitalizmi tek başına dünyayı belirleyen bir unsur olarak değerlendirmemek gerekir. Kendi devrimci mücadele geleneğimizi daha fazla bakmamız gerekir. Başta kadın sağlık hareketinin tarihsel olarak bakışını esas almak gerekir. Bu tarihsel okumalarla birlikte günümüze kadar kendi devrimci mücadele geleneğimize sahip çıkarak bu gün de bu hatta mücadeleyi yürütmek gerekir. Devrimci bir perspektif olmadan yapılan eylemlilik ve mücadelelerin yerinde saymaya ve kendini tüketmeye neden olduğu belirtildi. Gündelik pratiklerimizi başta emek süreci olmak üzere dönüştürmeye çalışmamız, buraları bizim ürettiğimiz değerlerin yaşama geçirme alanına dönüştürmemiz gerekir. Çalışma hayatındaki sorunların nedenlerinin sömürü ve tahakküm ilişkilerinde aranması önemlidir. Bu sağlıksızlık açısında da önemli başlıklardandır.

Toplumsallığın önemli mekanlarından biri olan kentler bir taraftan toplumsallığı geliştirirken diğer taraftan iktidarın, sınıflaşmanın ve yönetmenin mekanları olmuştur. Tarihsel olarak kentler, birçok biçim almış fakat her zaman kent ve çevresi önemli bir dengeyi koruyarak günümüze kadar ulaşmıştır. Kapitalizmle birlikte (sanayileşme ile) kent artık temel hegemonya mekanına dönüşmüş ve var olan denge önemli oranda bozulmuştur. Söz konusu gelişme ile artık kentler egemenler açısından üretimin, sömürünün, iktidarın, devletin, sermayenin ve erilliğin mekanları haline getirilmiş, aynı zamanda yaşamın ve doğanın da yok edilişinin aracı olarak kurgulanmıştır. İnsanlık tarihide alternatifleri de yaşanmış olmakla birlikte, kapitalizmde, geçmişten bugüne tarihsel bir belleği ifade eden kent(ler), sermayenin ve devletin ihtiyaçları için toplumun biçimlendirilmesinin aracı olarak, içeriği ile de tam bir toplumsal ve doğa kırımının gerçekleştirildiği alanlara dönüştürülmüş durumdadır. Dolayısıyla, kapitalizmin kentleri, aynı zamanda sağlıksızlığın da mekanları haline getirilmiştir. İnsanı ve doğayı yok sayarak kurgulanan kapitalizmin kentlerine alternatifimiz için-öncelikle ne olmaması konusunda yapılan eleştirilerle önemli bir birikim sağlamış durumdayız. Kurmayı hedeflediğimiz kentler, doğa ile uyumlu, sömürü ve iktidar ağlarını dağıtan, patriarkanın aşıldığı, toplumsallığı geliştiren özellikleri taşıyacak biçimde yapılandırılmalıdır.

HDK Sağlık Meclisi